Ölümün Sessiz Gerçeği

Suriye, Irak, Yemen ve Ortadoğu’daki diğer ulusların karşılaştığı ölümler bizleri dehşete uğratmaya devam ediyor. Yüzlerce hatta binlerce insan nasıl bir anda ölüp yok olabilir? Birçok insan pek yakında kendilerinin de karşılaşacakları ancak fark etmedikleri bir gerçeği yeniden düşünmektedir – sevdikleri insanlar şimdi nerede?
Öldükten sonra insanlar nereye gider? Kaybolan günahkârlar cehennemi boylarken, kutsallar hemen cennete mi uçarlar? Araf olarak anılan bir yer gerçekten var mıdır? Diğer Taraf’ta bulunan ruhlar dünyasına mı kayarız? Ya reenkarnasyon? Fareye dönüşmek mümkün mü?
Dünyamız çelişkili teorilerle doludur, fakat biz sadece tek kaynağa başvuracağız: Kutsal Kitap’a. Kutsal Kitap’ın “Vahiy” adındaki son bölümü “bütün dünyayı saptıran” (Vahiy 12:9) Şeytan adındaki düşmüş olan görünmez meleğe karşı ciddi bir şekilde uyarmaktadır. Eğer bu doğruysa, insanların çoğunluğunun herhangi bir konuda doğru olmasını bekleyemeyiz, özellikle de cenaze töreninin sonunda rahibin “küller küllere, toprak toprağa,” dedikten sonra, ölen kişiye ne olacağı konusunda.

Üç Ana Görüş

O halde bazı şeyleri kolaylaştırarak işe başlayalım. İlk olarak, ölüm hakkındaki birçok teori içerisinde üç ana bakış açısı mevcuttur.
Ölürsün ve Her Şey Biter – Tamamen kasvetli olsa da, bu görüş oldukça popülerdir ve nihayetinde tüm gerçeği sadece bilimin açıklayabildiğine indirgeyenler tarafından desteklenir. Onlar, “neyi görürsen onu alırsın” şeklindeki dogmaları temelinde ölümün bir son olduğunu varsayarlar. Nokta. Ölürüz, toprakta çürürüz, kurtlara yem oluruz ve hepsi bu kadar. Sonsuza dek ölü kalırız.
Ölümsüz Can – En yaygın olan bu ikinci görüş, öldüğümüzde sadece beden çürürken Yüce Benlik’in ya da “canın” seyahate devam ettiğini öğretir, tıpkı deri değiştiren bir yılan gibi. Tabii ki farklı dinler ölümden sonra ruhun nereye gittiği yolunda aynı görüşte olmasalar da, “ruhun hayatta kalması” konusundaki temel fikir, birçok din tarafından benimsenmektedir.
Ölümlü Canlar ve Diriliş – Son görüş ise, “can” sözcüğünün, fiziksel beden yok olduktan sonra kişinin diğer ölümsüz yönüne değil, bütününe hitap ettiğini iddia etmektedir. Allah Adem’i yarattığında onun “burnuna yaşam soluğunu üfledi; ve adam yaşayan can oldu” (Yaratılış 2:7). Bu yüzden insan kendiliğinden bir cana sahip değildir, aksine o bir candır. İnsan günah işledikten sonra tüm kişi veya can ölümlü ya da ölüme tabi oldu. Günahkârlar öldüğünde toprağa dönüşürler ve “yaşam soluğu” Allah’a geri döner. Bu “soluk,” cesedi Beyrut’ta gömüldükten sonra Dubai’yi ziyaret eden bilinçli bir hayalet değil, aksine canlı olan her şeyde mevcut olan bir yaşam belirtisidir. Bu görüş açısına göre, kişi tamamen öldüğü andan itibaren bilinçsizce, sessizce mezarda uyku halinde yatmaktadır ve Diriliş Günü’nü beklemektedir.
Hangi görüş doğrudur? Öncelikle bizler ateist nihilizm (hiççilik) görüşünü reddederiz, çünkü Allah’ın varlığına ve O’nun Sözü’nün gerçek olduğuna inanırız. Bir cennet ve bir de cehennem vardır. Peki ya canın doğası hakkında birbirine zıt olan diğer iki görüş? Allah’ın Kitap’ı gerçekte neyi öğretiyor?
Ölüm Hakkında Kutsal Kitap’taki Gerçekler
Daha önce de gördüğümüz gibi, Kutsal Kitap Allah’ın ilkin “yaşayan can olan” (Yaratılış 2:7) Adem’i yarattığını öğretmektedir. Yıllar sonra “yetmiş can” Mısır’a gitti (bkz. Çıkış 1:5). Bağlam, bize yetmiş hayaletten bahsetmiyor, aksine yetmiş canlı insanın Mısır’a gittiğini söylüyor. Can, kişidir.
Diğer bir gerçek: düşmüş insan varlığı ölümsüz değildir. Kutsal Kitap’ta “ölümsüzlük” sözcüğünü araştırdığınızda, bunun şimdi sadece Allah’a atfedileceğini keşfedersiniz. Allah “ölümsüzlüğün tek sahibidir” (1. Timoteos 6:16) ve sadece İsa Mesih’in İkinci Gelişinde dirilecek olan kutsalları “bu fani” “ölümsüzlüğü giyinecektir” (1. Korintliler 15:54). Açıkçası O’nun kutsalları daha önceden var olmuş olsaydı, bu ölümsüz mevcudiyeti “giyinemeyeceklerdi”.
Diğer bir husus: Kutsal Kitap’ta ölüm, “uyku” olarak anılmıştır. Eski Ahit zamanlarında Kral Davut, “ölüm uykusuna dalmayayım” (Mezmurlar 13:3) diye dua etmişti. Dünyanın sonunda “yeryüzü toprağında uyuyanların birçoğu uyanacaktır” (Daniel 12:2). Bu nedenle ölüler Diriliş Günü’ne dek “yeryüzü toprağında” sakince uyuyacaktır.
Şimdi en can alıcı noktadayız. Kutsal Kitap, “ölüler hiçbir şey bilmiyor” (Vaiz 9:5) sözünü vurgulamaktadır. “Hiçbir şey” demek, hiçbir şey demektir. Sıfır. Beş ayet sonra Süleyman, “gitmekte olduğun ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur” (Vaiz 9:10) diyerek açıklık getirmektedir. Davut da, “ölüler, sessizlik diyarına inenler, RAB’be övgüler sunmaz” (Mezmurlar 115:17) diye yazdığında hemfikirdi.
Bu nedenle ölüler sessizce uyurlar. Yukarıda yan gelip yatmazlar veya aşağıda ateşte kızartılmazlar. Ne de kendi cenazelerinden sonra kapınızı çalarlar. Diğer bir deyişle, sevdiklerimiz mezarlarında sakince uyurlar ve Yargı Günü’nü beklerler (İbraniler 9:27).
Tüm Kutsal Kitap’ın görünüşü, yaklaşık iki bin yıl önce İsa Mesih’e ne olduğuyla ilgilidir. Kutsal hizmeti süresince İsa, “öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi” (Matta 16:21) gerektiğini açıkça önceden bildirmişti. Öyle de oldu. Bundan çok kısa bir zaman sonra kutsal olmayan eller O’nu tutukladı, dövdü ve çarmıha gerdi. Pavlus, gerçekten meydana gelen şeyi şöyle açıklığa kavuşturmuştu, “Mesih günahlarımıza karşılık öldü” (1. Korintliler 15:3). “Mesih öldü” demek, O’nun gerçekten öldüğü anlamındadır. Üç gün sonra da kutsal melek şöyle ilan etmişti, “İsa ölümden dirildi” (Matta 28:7). Halleluya!
İsa Mesih’in dirilişinden dolayı, bir umudumuz vardır. O gün – ki, birçok kişinin düşündüğünden bile daha erken – Kurtarıcımız dünyaya çok sayıda göksel melekle birlikte “büyük güç ve görkemle” dönecektir (bkz. Matta 24:30-31); ve Pavlus, böyle olduğunda o an “önce Mesih’e ait ölüler dirilecek” ve “sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız” (1. Selanikliler 4:16-17) diye açıklamaktadır. Bu nedenle İsa’ya iman edenler, O döndüğünde “Rab’le birlikte olmak” için dirileceklerdir.

Sonuç

Uzun lafın kısası: hepimiz ölümün ne olduğunu ve incittiğini biliyoruz. Ancak keder ve kaybın ortasında, İyi Haber, İsa Mesih’in bizleri sevdiği, günahlarımız için cezayı ödediği, o rutubetli mezara girdiği ve yaşama dirilerek ölüme ve mezara karşı zafer kazandığıdır. Eğer O’nun zaferine güvenirsek bizler de ölümü yenebiliriz. Uzun zaman önce İsa sevgisine yanıt verip, günahlarından tövbe ederek O’nun lütfuna güvenenlere şu vaadi vermişti, “Bana geleni de son günde dirilteceğim” (Yuhanna 6:44).
O’nun bu vaadi, bugün senin için de geçerlidir.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on Reddit